Öngörülemeyen Göreceler

Türkiye’yi tanımlayacak kelimelerden birisi de sanırım ‘öngörülemez’ sözcüğü olmalı. Her şeyi olması gerektiği gibi, kitabına göre yapsanız bile sonuç hiç beklemediğiniz gibi çıkabilir. Bu ülke sizi ustalıkla şaşırtabilir.

Bizde genel intiba şudur; Yerel seçimler, siyasi ideolojilerin yarıştığı bir seçim değil, adayların kişiliklerinin ön planda olduğu ve sürprizlerin aday rollerinden kaynaklı olduğu üzerine durulur. (Bu durum İstanbul ve Ankara için farklı yorumlanabilir. Bu şehirleri kaybedenin genel seçimlerde umduğunu bulamadığı çok olmuştur.) Ancak;

Türkiye, özellikle son zamanlarda önemli gelişmelere sahne oldu. Gezi olayları, yolsuzluklar, 7 Şubat, 17 Aralık, paralel yapı, dış mihraklar, tır olayı ve zamanlaması manidar ne varsa hepsi bir bütün olarak düşünüldüğünde bir çığ etkisi yarattı. Kimilerine göre adaletin terazisi şaştı, kimine göre dost-düşman herkes safını netleştirdi. Bu konular hakkında zaten ansiklopedilere sığmayacak kadar yazılıp çizildiği için üzerinde durmayacağım.

Tüm bunları iyisiyle kötüsüyle değerlendirip tabiri caizse pirincin taşlarını ayıklayacağımız seçim yerel seçimler değil, yaz sonu yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimi. Ancak, yerel seçimlerin vereceği mesaj cumhurbaşkanlığı seçiminin nasıl bir ortamda gerçekleşeceğine ışık tutacağı için önemli. Başbakan Erdoğan, köşke çıkacağı sinyallerini bir süredir veriyor. Adaylığını açıkladığı takdirde Gül’ün aday olmayacağını öngörebiliriz. Fakat öngöremediğimiz ve bilemediğimiz nokta Gül’ün sonrasında ne yapacağı. Bu açıdan Gül’ün vereceği karar kritik öneme sahip. Neden? Gül’ün önünde iki yol var. Bunlardan ilki, faaliyetlerine düşünce kuruluşlarında, uluslararası kuruluşlarda devam etmek, ikincisi ise partisinin başına geçerek önemli bir görevi üstlenmek olabilir. Aslında iki yol var dedik ama Başbakan köşke çıkmak istemezse üçüncü bir yol doğuyor. Şayet Başbakan, köşke çıkmasının önündeki engelleri kaldıramazsa Gül, yola aynen devam edecektir.

Yukarıda başlıklarını yazdığımız gelişmeler yaşanmamış olsaydı şahsi fikrim Sayın Gül’ün, birinci yoldan gideceği yönünde olurdu.  Ak Parti son dönemde çok yıprandı, yıpratıldı. Kan kaybetti. Kabinesi zayıfladı. Güçlü isimler uzaklaştı, uzaklaştırıldı. Kısaca partide beklenmeyen değişiklikler de meydana geldi. Abdullah Gül, güçlü bir isim. Erdoğan, tüm bu aksilikler göz önüne alındığında Gül olmadan yoluna devam etmek istemeyecektir. Çünkü Gül’ün partide olması yeni bir ivme demek. Dolayısıyla bu şartlar altında genel seçimlere giden Ak Parti bunu görmezden gelemeyecektir ve Gül’ün yüzünün genel başkan olmaya döneceğini söyleyebiliriz.            Cemaatin, eğer genel başkan olmak isterse Gül’ün arkasında yer alacağını söylemek mümkün. Çünkü Ak Parti’nin mevcut kadrosunda özellikle Erdoğan’dan sonra başbakan olabilecek bir yetenek, öyle bir görüntü veren kimse yok.

Resim

(Bir Burhan Kuzu yorumu: Enver Aysever’in “Neden solcular genelde siyasi suçlardan içeri giriyor da sağcılar hırsızlıktan giriyor?” sorusuna Kuzu, biraz espri biraz da  itiraf imasıyla   “Sol iktidara az geldiği için az yolsuzluk yapıyor”)

Reklamlar

Yolsuzum, yolsuzsun, yolsuzlar…

Yolsuzluğun en genel ve olumsuz etkisi, yönetimin yasallığını ve saygınlığını zedelemesidir. Yolsuzluklar, demokraside tüm bireylerin hukuk önünde eşitliği ilkesini ortadan kaldırmaktadır.

Yolsuzluklar, öncelikle kamu mallarına ve olanaklarına eşitlik içinde ulaşabilme ilkesini zedelemekle kalmayıp kamusal makamları ya da görevleri küçük bir gruba hizmet sunan ve karşılığında çıkar sağlanan bir tür ayrıcalıklı yerlere dönüştürmektedir.

En genel tanımıyla yolsuzluk, “Özellikle rüşvet fiili ile çok yakından ilişkili olan yolsuzluk, şahsi menfaat sağlama çabasının bir sonucu olarak yetkinin kötüye kullanımını ifade eden bir terimdir.” Şahsi menfaatin illa para olması gerekmemektedir.

Ancak şu da var ki yolsuzluktan Ak Parti’ye dem vuranlara hatırlatmak isterim. Kamu yönetiminde özel bazı nedenlerden dolayı (aileden, camiadan kaynaklanan yakınlık ilişkisi) parasal veya ‘mevkisel’ bir çıkar sağlama davranışı, biraz açacak olursak özel çıkar sağlama amacıyla çeşitli yollarla kuralların ihlal edilmesi de bir yolsuzluktur. (polislik mülakatları vb.)

Rant kollama, lobicilik, oy ticareti, kayırmacılık, akraba kayırmacılığı, eş-dost kayırmacılığı, hemşehri kayırmacılığı, siyasal kayırmacılık, hizmet kayırmacılığı (ihtiyaçlar dikkate alınmadan, hizmetler siyasal iktidarların kendi seçim bölgelerine götürülmesi) da siyasal yolsuzluktur.

Altının çizilmesi gereken diğer bir konu da her toplumun kendine özgü sosyal ve kültürel geçmişe, ekonomik ve siyasi gelişmişlik düzeyine ve bürokratik geleneğe sahip olduğu için çözümler de o topluma özgü olmalıdır.

***

Al takke ver külâh

Dün çok tartışılan gizemli mektubun içeriği bazı yayın organları tarafından açıklandı ve bununla ilgili çeşitli yorumlar yapıldı. Genel havanın yumuşatılması yönünde bazı tavsiyeler/beklentiler dile getirilmişti. Benim dikkatimi çeken kısmı şurasıydı;

“Ayrımcılık ve meşrepçilik gibi hatarlı düşünce ve çirkin işlerin önü alınmazsa yarın Aziz Mahmud Hüdai Hazretleri muhiblerinin, Süleyman Efendi’nin talebelerinin, İlim Yayma Cemiyeti’nin, Menzil mensuplarının ve diğer meşreplerin/mesleklerin de aynı muameleye maruz kalacaklarını…”

Buna cevap vermek bana düşmez ancak onların tek derdinin Allah rızası olduğunu, siyasetten çıkar sağlayacak bir girişim/beklenti içinde olmadıklarını söylemeden geçemeyeceğim. Ayrıca, söz konusu cemaatlerin varlığının Fetullah Gülen hoca efendinin şimdi aklına gelmesini de çok manidar buluyorum. Malum normal şartlarda diğer cemaatlere pek sıcak bakılmadığını biliyoruz.

***

Son olarak sizi Erzurumlu İbrahim Hakkı’nın şu mısralarıyla baş başa bırakıyorum…

Tefvizname

Hak şerleri hayr eyler

Ârif anı seyreyler

Zan etme ki gayreyler

Mevlâ görelim neyler.Neylerse güzel eyler

Sen Hakk’a tevekkül kıl

Sabreyle ve râzı ol

Tevfiz it ve rahat bul

Mevlâ görelim neyler.Neylerse güzel eyler

Kalbin ana berk eyle

Takdîrini derk eyle

Tedbirini terk eyle

Mevlâ görelim neyler.Neylerse güzel eyler

Bil kâdı-i hâcâti

Terk eyle mürâdâtı

Kıl ana münacâtı

Mevlâ görelim neyler.Neylerse güzel eyler

Bir işi murâd itme

Hak’dandır O red itme

Oldıysa inâd itme

Mevlâ görelim neyler.Neylerse güzel eyler

Hakk’ın olıcak işler

Ol hikmetini işler

Boşdur gam u teşvişler

Mevlâ görelim neyler.Neylerse güzel eyler

Hep işleri fâyıkdır

Neylerse muvâkıfdır

Birbirine lâyıkdır

Mevlâ görelim neyler.Neylerse güzel eyler

Dilden gamı dûr eyle

Tefviz-i umûr eyle

Rabbinle huzûr eyle

Mevlâ görelim neyler.Neylerse güzel eyler

Sen adli zulüm sanma

Sabr it sakın o sanma

Teslim ol oda yanma

Mevlâ görelim neyler.Neylerse güzel eyler

Dime şu niçün şöyle

Bak sonuna sabr eyle

Yerincedir ol öyle

Mevlâ görelim neyler.Neylerse güzel eyler

Hiç kimseye hor bakma

Sen nefsine yan çıkma

İncitme gönül yıkma

Mevlâ görelim neyler.Neylerse güzel eyler

Mü’min işi reng olmaz

Ârif dili teng olmaz

Âkıl huyu cenk olmaz

Mevlâ görelim neyler.Neylerse güzel eyler

Hoş sabır cemilimdir

Allah ki vekilimdir

Takdîr kefîlimdir

Mevlâ görelim neyler.Neylerse güzel eyler

Her dilde ânın adı

Her kuladır imdâdı

Her cânda anın yâdı

Mevlâ görelim neyler.Neylerse güzel eyler

Nâçâr kalacak yerde

Dermân ider ol derde

Nâgah açar ol perde

Mevlâ görelim neyler.Neylerse güzel eyler

Her kuluna her anda

Her anda o bir şânda

Geh kahr u geh ihsânda

Mevlâ görelim neyler.Neylerse güzel eyler

Geh mu’ti vu geh mâni’

Geh hâfıd u geh rÂfi’

Geh dârr u gehi nâfi

Mevlâ görelim neyler.Neylerse güzel eyler

Geh abdin ider ârif

Her kalbi O’dur sârif

Geh eymün u geh hâif

Mevlâ görelim neyler.Neylerse güzel eyler

Geh kalbini boş eyler

Geh aşkına düş eyler

Geh halkını hoş eyler

Mevlâ görelim neyler.Neylerse güzel eyler

Az ye az uyu az iç

Dil gülşenine gel güç

Ten mezlebesinden geç

Mevlâ görelim neyler.Neylerse güzel eyler

Bu nâs ile yorulma

Kalbinden ırağ olma

Nefsinle dahi kalma

Mevlâ görelim neyler.Neylerse güzel eyler

Geçmişle geri kalma

Hâl ile dahi olma

Müstakbele hem dalma

Mevlâ görelim neyler.Neylerse güzel eyler

Hem dem âni zikreyle

Hayrân-ı Hak ol söyle

Zirekliği koy şöyle

Mevlâ görelim neyler.Neylerse güzel eyler

Gel hayrete dal bir yol

Koy gafleti hâzır ol

Kendin unut anı bul

Mevlâ görelim neyler.Neylerse güzel eyler

Her sözde bir nasihat var

Her işde ganîmet var

Her nesnede zinet var

Mevlâ görelim neyler.Neylerse güzel eyler

Hep rumuz ve işâretdir

Hep ayn-ı inâyetdir

Hep gâmız ve bişâretdir

Mevlâ görelim neyler.Neylerse güzel eyler

Bil elsine-i halkı

Öğren ebed u hulki

Eklâm-ı Hak ey Hakkı

Mevlâ görelim neyler.Neylerse güzel eyler

Vallah güzel etmiş

Tallah güzel etmiş

Billah güzel etmiş

Allah görelim netmiş.Netmişse güzel etmiş.

Buyurun Meksika Açmazı’na

Siyaset arenasında Ak Parti, Cemaat ve dış mihraklar arasında yaşananlar bana Meksika Çıkmazı denilen durumu hatırlatıyor. Sadece siyasi olarak değil topyekûn bir çıkmaza doğru gidiyormuşuz gibi hissediyorum. Son günlerde özellikle tarafların kalemleri arasında insafsızca bir çekişme yaşanıyor. Tarafların bu gidişatına dur diyecek vaziyette bir oluşum da olmadığından bu yaşananları anlatmak için  ‘Meksika Açmazı’ deyimi bana uygun bir deyim gibi geldi. Çünkü kazanan olmayacak gibi gözüküyor diğer türlüsünü düşünmek bile istemiyorum. Okuyunca bana hak vereceğinizi düşündüğüm için buyurun Meksika Çıkmazı’na:

mexican-standoff-photo

İngilizcesi Mexican standoff,  yani olaya karışan hiçbir tarafın kazançlı çıkamayacağı içinden çıkılmaz durum, çıkmaz, açmaz olarak  kullanılan  bir deyimdir.

Bu deyim esasen Meksika’daki politik çekişmelere ithafen ortaya çıkmış olup olaya karışanları ya diplomasiye, ya teslim olmaya ya da ilk olarak vurmayı denemeye iter.

Popüler kültürde ise Meksika çıkmazı genel olarak iki ya da daha fazla kişinin birbirlerine doğru silah çekmesiyle oluşan yüksek gerilimli durum için kullanılır. Gerilimi arttırıcı nokta karşı tarafın kendisine ateş edeceğinden korktuğu için hiç kimsenin silahı bırakmamasıdır.

2 ya da daha fazla silahlı kişi silahları birbirlerine doğrulturlar. Ancak herkes aynı anda hem silahla birini tehdit etmekte, hem de başka birisi tarafından tehdit edilmektedir. Bu durumda Meksika Açmazı oluşur, kimse ne silahı bırakabilir ne de ateş edebilir. Her atışın isabetli olması ve vurulan kişinin tekrar atış yapamaması ön koşuluyla herhangi biri ateş ederse silahını en son ateşleyen kişi hariç herkes ölecektir.

Ak Parti tabanı bölünecek mi?

Ak Parti tabanında cemaate daha yakın olanların ne yapacağı cemaatin attığı adımlara göre değişecektir. Şu durumda Cemaatin gemileri yaktığı söylentileri ortalıkta dolaşırken bir ayrılmanın yaşanacağı kesin gözüküyor. Öte yandan söz konusu bir dış tehdit olduğunda Ak Parti tabanının kenetlendiği de bir gerçek.

Başka bir partinin gelmesindense yolsuzluk iddialarıyla sarsılan Ak Parti’yle yola devam edilmesi görüşü hakim durumda.

***

Bu gerilimin 2014 yerel seçimlerinde çok büyük farklılıklar ortaya çıkaracağını düşünmüyorum. İstanbul ve Ankara’da az farkla da olsa Ak Parti’nin kazanacağını, İzmir’de ise yükselen Ak Parti oylarına rağmen yine CHP’nin kazanacağını tahmin ediyorum.

Eğitim Üzerine 2

Ulusal bir eğitim kongresi düzenlersek inişli çıkışlı sürekli değişen bir eğitim politikasının ötesine geçebileceğimizi düşünüyorum. Devletten öğretmenlerimiz, özel sektörden eğitimcilerimiz, hatta öğrencilerden de bir kesim dahil edilse mesela. Eğitim politikaları mecliste kapalı kapılar ardında belli kişilerin alabileceği kararlar değildir. Bu işin içindeki insanlarla ortak hareket edilse, işin doğrusu yanlışı masaya yatırılırsa daha doğru olur. Bu öğrenmeyle alakalı sonuçta. Öğrenmeden bahsetmeden sadece eğitimi tartışarak boşuna vakit kaybediyoruz. Eğitimin, mekanik bir sistem olmadığını ‘eğitime ince ayar yaptık’ diyen bakanlara hatırlatır, bunun insani bir sistem olduğunu belirtmek isterim.

Lise son sınıfta, hiçbir zaman ders çalışmak için masaya oturmadım. Ben sınav kaygısıyla çalıştım. Üniversiteyi kazanamamaktan korktum yoksa gerçekten bir şeyler öğrenmek için, dersi anlamak için masaya oturmadım ve benim gibi hareket edenlerin çoğunlukta olduğunu düşünüyorum.  Ya ben öğretmenleri yanlış anladım ya da gerçekten bu işte bir terslik var. Onları küçümsemek ya da ders vermek gibi bir amacım olmamakla birlikte şu safiyane düşüncelerimi belirtmek isterim onların affına sığınarak.

Öğretmenler okul başarısının can suyudur. İyice düşünüldüğünde öğretmenlik bir teslim sistemi değildir, öğretmen sadece edinilmiş bilgiyi aktarmak için orada bulunmaz. Bunlara ek olarak yol gösterir, teşvik eder, ateşler ve ilgi uyandırır. Unutmamalıyız ki merak başarının motorudur. Öğretmen çok iyi bir yeteneği keşfedebilir ya da onu bastırabilir de. Maalesef sistemimiz öğretmenin rolünü rutini takip etmek için teşvik etmektedir. Öğretmenin rolü ölçme olmamalı. Öğretmenler düzene boyun eğdirilmemeli, unutulmamalıdır ki her şeyi standartlaştırmak bizi standartların ötesinde düşünebilme yetisinden mahrum bırakır.

***

Kötürümleşen siyaset anlayışımız

Muhalefet partilerinin siyaset etme argümanları, Ak Parti’nin icraatlarına (iyi ya da kötü) göre yön bulurken bir parlamento grubu olarak işlevleri, siyasi sisteme katılıyormuş gibi yapmaktan öteye geçmelidir.

Demokrasiyi, özellikle seçim zamanlarında yüklü miktarda bağış yaparak hükümet kararlarını satın alanların değil de, kamu iradesinin yansıtıldığı kararlarla hareket etmeyi benimseyenler gerçek kazanan olacaktır. Yerel seçimler içinde aynısını söylemek gerekir. Bu bağış’ların verilecek nihai kararları etkilediği su götürmez bir gerçektir. İnsan refahına değil, sermaye sahiplerine hizmet etmek insanları umursamadığınızı söylemenin başka bir yoludur.

“Çözüm Suriye’nin içinden çıkmalı”

fayez amroGeçenlerde Suriye Türkmen Meclisi Başkanı E. Tümgeneral Fayez Amro ile ayaküstü konuşma fırsatım oldu. Suriye’deki Türkmenlerden ve Suriye’nin durumundan bahsetti Sayın Fayez. Önemli gördüğüm bilgileri size aktaracağım.

Suriye’de yaşayan Türkmenlerin 1340 senedir var olduğunu üstüne basa basa anlattıktan sonra Baas rejiminin onları Osmanlı kalıntısı olarak gördüğünü ve bu sebepten yok edilmesi gereken bir topluluk olarak görüldüklerinin altını çizdi Fayez.  Topluluk dediysem, 35-40 bin Suriyeli Türkmen nüfusu söz konusu. Hiç de azımsanacak bir rakam değil bu. Türkiye sırf bunu kullanarak bile olaylara müdahil olabilir. Türkmen nüfusunun en yoğun olduğu şehir Halep. Diğerleri küçük gruplar halinde ülkenin her yerine dağılmış durumda.

Fayez, yasaların sadece görüntü olarak varlığını sürdüğünü aslında yasaların işlemediğini bu yüzdende halkın devlete güveninin kalmadığı üzerinde durdu. Baskı, yolsuzluk, adaletsizlik çatışmaları doğurmuş. Ama Fayez, bunların yeni bir şey olmadığını ve 1958 den beri Baas rejiminin bu mantıkla halkı yönettiğini hatırlatıyor.. Baskı ve zulüm hep vardı, Esed Tanrılaştırıldı, kim sesini çıkarsa hemen bastırılıyordu diyor. Ve ekliyor sizin gördükleriniz bu dolmuşluğun karşılığı.

Birçoğu yapılan baskıdan anadili olan Türkçeyi unutmuş durumda. Daha doğrusu unutturulmuş. Sokak dili olarak konuşuluyor sadece. Yazmak, okumak ve öğrenmek yasaklanmış.

Dışarıdan gelecek bir çözüme kapalı olduklarını söyleyen Farez, gerçek ve kalıcı bir çözümün Suriye’nin içinden çıkacağına inanıyor.

Bir zamanlar şimdi

kum-saati_insan

Gereğinden fazla ‘şimdiki’ zamanda yaşamak, gereğinden fazla ‘gelecek’ zamanda yaşamaktan iyidir. Ama en iyisi iki zamanı da ölçülü yaşayabilmektir. Unutmayın ki en ince çizgiler zamanlar(an’lar) arasındadır.

Geçmişten getirdiğimiz devinimleri bugünde yoğurmalı radikal kararlar yerine esneyebilen kararlar vermeliyiz. İş işten geçtikten sonra, yani değiştirilmesi artık mümkün olmayan bir olayda insanın bu böyle olmamalıydı, bunu nasıl oldu da önleyemedim düşüncesi acıyı daha çok tetikler. Dayanılmaz bir seviyeye ulaştırır.

Mesela Pazartesi Sendromu dediğimiz şey bizim hep bir sonrakini düşünerek yaşadığımız an’ı kaygıyla geçirmek, başka bir şey değil. Aklımızda hep bir sonrakini düşünürken anın tadını kaçırıyoruz. Geriye dönüp baktığınızda ise görmek istemeyeceğiniz ne varsa orada olduğunu görüyorsunuz.

Her taşını kendiniz koyarak inşa ettiğiniz hayallerinizi, iç çeke çeke yıkmak zorunda kalmışsanız bile sefilleri oynamayın. Belki daha iyisini yapmanın zamanı gelmiştir ancak bu defa hayal gücünüzü dizginleyin. 2 binli yıllarda şato yapmanın bir anlamı yok. Unutun demiyorum ama geçmişe de bağlanıp kalmayın.